"BANA BÖYLESİ GARİP DUYGULAR / BİLMEM NEYE GELİR NEREYE GİDER ?..."
Çarşamba, Nisan 4, 2007
-
Vakit Akşama Kilitlendi

VAKİT AKŞAMA KİLİTLENDİ
Vakit akşama kilitlendi
Kuşlar da farkında mıdırlar bilmiyorum
Bir gün daha geçip gitti ömrümüzden
Bir elma daha düştü daldan
Vakit akşama kilitlendi
Atlar da farkında mıdırlar bilmiyorum
Esintinin yönü değişti durup-dururken
Gökkuşağı bilezikler takmışlar
Ayakları görünmüyor halhaldan
Vakit akşama kilitlendi
Ya balıklar, onlar farkında mıdır
Dayanılmaz boyutlarda çağrısı ötelerin
Belki kaza, belki kader
Denize bir insan düşüyor sandaldan
Vakit akşama kilitlendi
Ya gardiyanlar, onlar da farkında mıdır
Bir gün daha eksilirken mahpusun cezası
Tâdatta
Bir ceset çıkıyor çuvaldan
Vakit akşama kilitlendi
Hamaklarda sallanıyor Don Kişot şairler
Tanıklık yapmaya reşit değiller
Bir daha, bir daha derken
Son elma da düştü-düşecek daldan
Vakit akşama kilitlendi
"En büyük takım, bizim takım"dır
"En büyük asker, bizim asker"
Hep hava basıp durur körükler
Kırmızı şeritli bir aferin gelecek diye
Örümcek kraldan…
Bahaeddin KARAKOÇ
|
Yorum (
32
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Saturday, Mart 31, 2007
-
Kandiliniz Kutlu Olsun!...

BEYAZ DİLEKÇE’DEN …
Rahman Ve Rahim Olan Adına Sığınarak,
Açtım İki Elimi, Kor Gibi İki Yaprak.
Bir Edep Ölçeğinde Umutlu Ve Utangaç, İşte Dünya Önünde, Benim Ruhum Sana Aç.
Bu Seyriyen Ellerle, Senden Seni İsterim, Senden Seni İsterken, Canımdan Çıkar Tenim.
Sana Âşık Ruhumdur, Merceği Yakan Işık Gözlerim, Cemalini Görmeden De Kamaşık
Bir Mirasyediyim Ben, İflasın Eşiğinde, Hep Sabırla Çürüyor, İhlas Bileşiğinde.
Kimin Kimlik Ararken, Hem Güler Hem Ağlarım Yükseklerden Dökülen, Sular Gibi Çağlarım.
Çok Tuzlu Bir Denizim, Her Anım Med ve cezir, Sana Âşık Olalı, Yüreğim Kutla Esrir.
Döşeğim Kara Toprak, Yorganım Kara Bulut, Ben Seninle Doluyken, Vurgun Yapamaz Umut.
Her İnsan Günah İşler, Sen’den Saklanır Mı Sır? Tövbe Dilekçesiyle Sırttan Kalkar Bu Nasır.
Kainatı Yarattın, Donattın, Rızk Verdin, Kimine Sonsuz Körlük, Kimine Işık Verdin.
”Yanlış Adım Atmayın!”, Diye İndi Her Kitap, Sana Açılan Eli, Geri Çevirmezsin Rab.
Ulu Birsin, Sineden Peygamberler Gönderdin, Gök Yüzüne Yıldızlar, Yere Çiçekler Serdin.
Senden Önce Bir Sen Yok, Kâinatta İlk Sen’sin! Bu Kâinat Bir Meta, Hepsine Malik Sen’sin!
Rabb’im Seni Tanıyan, Bilir Doluyu – Boşu. Kapına Geldi İşte, Yorgun Bir Aşk Sarhoşu.
Garibim, muzdaribim Ama Umutsuz Değil, Seninle Dost Olanlar, Cihanda Mutsuz Değil,
Kulunun Kurbanıyım, Rabb’im Senin Mülkünde, Garip Kulun, lütfeyle Gülümse Dilekçeme. Senin İçin Verince, Verenin Feyzi Artar, Gönülden Bir Sadaka, Dağca Bir Ömrü Tartar.
Kainatta Ne Varsa, Hepsinin Zikrinde Sen! Hamd Ve Şükür Sanadır, Her Şey Sen’inle Esen!
Sen Ki Sana Geleni, Çevirmezsin Eli Boş, Âşık Boşa Dememiş: Lütfûn da Kahrın da Hoş!
Bir Beyaz Dilekçedir, Sana Her Yalvarışım, İmanımla Amelim, Hem Perdem, Hem Nakışım.
Çalı Bile, Kendine Sığınan Kuşu İtmez, Sen Gafursun, Azizsin, Senin Keremin Bitmez!
Geldim İşte Kapına, Kul Senden Irak Olmaz Sana Adanmamışsa, Yürekte Yürek Olmaz!
Her Müslüman Bir Kartal, Vurulur Da Pesetmez, Oruçtan Tad Alanlar, Kemik Peşinde Gitmez.
Bezm-İ Elest'te Sana, Secde Eden Ruh İçin; Verdiğin Söze Sadık, Doğru Giden Ruh İçin:
Hiç Kimseyi Vatansız, Milletini Devletsiz, Gönülleri Sevdasız, Şehirleri Mabetsiz;
Bayrakları Rüzgârsız, Ocakları Ateşsiz Bırakma Ulu Rabbim, Asi Kul Değiliz Biz.
Benden Önce Esirge, Muhammet Ümmetini, Esen Gitsin Her Kervan, En Sona Ula Beni!
Kâinat Bir Mozaik, Her Şeye Sahip Allah! Ey Gizli Ve Aşikâr, Her Derde Tabip Allah!...
Bahaeddin KARAKOÇ
|
Yorum (
10
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cuma, Mart 16, 2007
-
AĞIT VE RAKS
AĞIT VE RAKS
ben oyumu felakete veriyorum şeyda sana dönük yanımda çengiler mat oluyor saadet-zedelerin morga çevirdiği bir dünyada bana alevden kostümlerle dans etmek düşüyor ve şeyda ben oyumu felakete veriyorum
yolum uzadıkça kabaran direncimi her düştüğüm yeri öperek bileyliyorum kolay gele demek de nerden çıktı şeydam gürbüz doğumlarda bir nice ananın harcandığını imbatla gelenin kabayelle gittiğini biliyorum
senin aldanmak dediğin bana merhem oluyor gördüm kışı zorlu geçmeyen yılın baharını da saksıya dikme gülleri ilk güneşle soluyor işte bu kısrak yokuşta çatladı demen için şeyda dünyanın tüm düzlüklerine kin besliyorum
geç bi yol, nazlı güler yüzlü şiirler yazamam ben esenlik şölenleri bitti vakt-i cerağanda vakt-i kahırda hüzün fasılları demidir bu dem gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta ama ne Raks'ı ne Ağıt'ı ben Endülüs'ü evetliyorum
artık bol kahkahalı çok şükürleri bıraktım esenlik bildirilerini harcıâlem mutlulukları denizi uslu gösteren kartpostalları yaktım fakat şeydam bir avuç külü yakamadığım için ben oyumu felakete veriyorum.
Mustafa İSLÂMOĞLU
|
Yorum (
21
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Salı, Mart 13, 2007
-
ÇOCUĞUN DİLİNDEN
Salı, Mart 13, 2007
-
DİLEK
Cuma, Mart 2, 2007
-
SENSİZLİĞE ON VARDI

SENSİZLİĞE ON VARDI
Zamanın gözleri yaslıydı, galiba sensizliğe on vardı Belki de yanlış hatırlıyorum, sensizliği yirmi geçiyor da olabilir Neticede sen yoktun, yine küskün, yine hayata dargındın. Her zamanki yerimden seyrettim bahçeyi, ağaçları, gökleri Sana selâm yolladım kuşlarla, bilmiyorum acaba ulaştı mı? Kuşlar ulaştıramazsa bile, yağmur muhakkak ulaştırır dedim. Ezgiler mırıldandım, solan çiçeklerin çürümüş gövdelerini seyrettim Bir demet hüzün ısmarladım kendime, sustum, düşündüm. Zaman, her zamanki gibi gözyaşlarını akıttı yüreğime Gökler gürlemedi, bulutlar kararmadı, sade çiseler yağdı üzerime. Bir şeyler kayboluyordu, ellerimle tutamadığım bir şeyler kayıyordu Sana dair olan her şeyin beline ölüm sarılıyor, sen ölüm oluyordun. Zaman sensizliğe gebeydi ve kâinat zorlu bir kalıbın habercisiydi Dinliyordum, kalp ile beynin arasındaki uzun mesafeye oturmuş Sessizliğin anlattığı seni, elleri avuçlarındaki ölümü dinliyordum Sır tutmak zor, sır tutmak ağırdı... Bakamıyordum, geri dönüp gözlerinin içindeki ölüme bakamıyordum Biliyorum artık çiselemiyordu, yağmurlar yerini sağanağa bırakmıştı Şimdi çok iyi hatırlıyorum, zaman sensizliğe on vardı Kalbimin saati çoktan durmuş, bende de vakit sonbahardı...
Derya AKEL
|
Yorum (
13
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Salı, Şubat 20, 2007
-
RUHLARIMIZI KİRLETTİK!...

RUHLARI KİRLETTİK !...
Bugünlerde evlerimiz daha BÜYÜK Ama ailelerimiz daha KÜÇÜK… Konforumuz ARTTI Ama, zamanımız DARALDI… Uzmanlıklar ARTTI Ama sorunlar ÇOĞALDI… İlaçlar ÇOĞALDI Ama hastalıklar ARTTI… Harcadığımız para ARTTI Ama gülümsemelerimiz AZALDI… Tanıdıklarımız ARTTI Ama dostlarımız AZALDI… Çabalarımız ARTTI Ama mutluluklarımız AZALDI… Az kitap okuyor ama, Çok televizyon seyrediyoruz.. Daha çok plan yapıyor, Daha az sonuç alıyoruz.. Tribünleri doldurduk ama, Gönülleri boşalttık… Para kazanmayı öğrendik ama, Yuva kurmayı beceremedik… Atomu parçaladık ama, Önyargılarımızı yıkamadık… Acele etmeyi öğrendik, Ama sabırlı olmayı öğrenemedik… Hayata yıllar ekledik, Ama yıllara hayat katamadık… Havayı temizledik ama, RUHLARIMIZI KİRLETTİK !…
* BERKSON *
|
Yorum (
16
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Şubat 15, 2007
-
N A S I L S I N ?...

NASILSIN?
Derdi derdim Acısı acım olan Sevincin senin olsun Bugün nasılsın ?...
Yine geldi kasavetin koyusu Burkulup duruyor gönül kuyusu Acının rengi yok Sudur; duru su! Sevincim senin olsun Bugün nasılsın ?...
Acısını ta canımda duyduğum Neşesiyle gıdalanıp doyduğum Kederini can evine koyduğum Sevincin senin olsun Bugün nasılsın ?...
Sultan YÜRÜK |
Yorum (
11
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Salı, Şubat 13, 2007
-
"14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ"YMÜŞ (!)

GÜNE KARŞI
“Gün ilan etmek sevgilere
Beni rahatsız ediyor gülüm.
Kutlamam, kutlayamam
Günlere bölünemez ömrüm.
Bir bütün ise yaşamak
O zaman, aynı olmalı her günüm.
Sevgiyi zaman üstü taşımalıyım,
Dünyada yürek yüreğe yaşamalıyım...”
Mühürlenen kalbe, güneş doğar mı ?
Sevgi yağmur olup, gökten yağar mı ?
Hiç anne sevgisi güne sığar mı ?
Ne vardı sevgiye bir gün seçecek
Sevgililer günü gelip geçecek !...
Sonsuz olmalıdır, sevgi daima
Günlük gösteriler, bir damla ima ,
Yıl boyu kızgın, öfkeli sima ,
Aşk denen şurubu, nasıl içecek ?
Ne vardı sevgiye bir gün seçecek ?...
Kopmaz bağlar ile bizi bağlayan ,
Yüzyıllar olalı sevgiye zaman.
Gelecekse gelsin tez elden o an ,
Dünya yalan, insan fanî, göçecek
Aşk denen şurubu nasıl içecek ?
Göstermelik sevgi, güne ad olmuş ,
Hediyelik aşklar, vitrine dolmuş ,
Bir mayıs gününde, çiçekler solmuş.
Körpe fidanları ömür biçecek ,
Dünya yalan, insan fanî göçecek !...
Ne vardı sevgiye bir gün seçecek ?...
M. ÂKİF BALTUTAN
|
Yorum (
11
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Şubat 8, 2007
-
İkinci Hikâye

(Mutlaka okunmasını arzuladığım ikinci hikâyemiz Batı Edebiyatı’ndan…)
BAYAN DANIŞMA
Ben henüz çok küçükken eve bir telefon almıştık. Telefonun bağlı olduğu cilâlı çerçeveyi ve parlak ahizeyi asla unutamam. Saatlerce onun karşısına geçer ve seyrederdim. Hattâ o derece ki, sayımız olan 105'i bir an bile aklımdan çıkaramıyordum, telefonla konuşacak yaşta değildim, zaten boyum da telefonun bulunduğu yere yetişemezdi. Fakat annem konuştuğu zaman, onun karşısına geçip hayranlıkla ona bakardım. Bir keresinde beni kucağına alıp ahizenin yanına kaldırdı ve beni babamla konuşturdu. Bu, bence unutulması çok güç bir olaydı. Sevinçten ve mutluluktan uçuyordum.
Zamanla, bu telefonun içinde canlı bir yaratık bulunduğunu, "Lütfen Danışma" olduğunu ve bu Bayanın ne sorulursa hemen cevap verdiğini öğrendim. Annem ona defalarca başkalarının telefon numaralarını sormuştu; bir iki kere de saatimiz durunca gene ondan sorup doğru saati öğrenmişti.
Telefondaki bu cinle konuşma fırsatını ilk olarak annemin yakın komşumuzu görmeye gittiği ve benim de evde yalnız bulunduğum bir gün elde ettim. Bahçede oynarken, kaza ile elimdeki çekici parmağıma indirmiştim, sancıdan kıvranırken, ansızın aklıma "Bayan Danışma" geldi. Koşa koşa içeri girdim ve ufacık iskemlenin üzerine çıkarak telefonun alıcısını kaldırdım. Alıcıdan acayip gürültüler geliyordu. Ağlar gibi bir sesle: "Danışma lütfen" dedim. Karşımda gayet tatlı bir Bayan vardı. Ben tekrar ağlayarak "Parmağımı acıttım. Ne yapacağımı söyleyebilir misiniz?" diye sorunca, makinenin içindeki bayan bana:
"Annen evde yok mu?" dedi. "Hayır, evde hiç kimse yok." "Parmağın kanıyor mu?" "Hayır, çekiçle vurdum, şimdi acıdan kıvranıyorum." "Buz dolabını açabilir misin?" "Evet", diye cevap verince, Bayan Danışma sözlerine şöyle devam etti: "Peki, dolabı aç ve buzluktan ufak bir parça buz çıkararak acıyan yerin üzerine bastır. Dikkat et, yerleri kirletip buzları dökmeyesin. Biraz sonra sancın dinecek. Artık ağlama ve bir daha sefere daha dikkatli davran."
O günden sonra da en ufak bir bilgi için Bayan Danışma'yı rahatsız ediyordum. O ise, en ufak bir hoşnutsuzluk göstermeksizin hemen bana yardım ediyordu. Coğrafya derslerinde, aritmetik problemlerinde hattâ ve hattâ parkta bulduğum sincabın beslenmesi için bana yardımcı olmuştu.
Bir gün çok sevdiğim kanaryamız Peter kafesinde ölü bulundu. Ağlayarak hemen telefona sarıldım ve Bayan Danışma'ya büyük acımı bildirdim. O da, diğerleri gibi, basit sözlerle beni yatıştırmaya çalışıyordu. Hâlbuki ben ondan daha fazla anlayış bekliyordum. Peter gibi güzel öten bir kuşun ölümünün olmayacak bir şey olduğunu ona anlatmak istiyordum. Sonsuz acımı anlayan ve onu paylaşmaya çalışan Bayan Danışma bana şu öğütte bulundu: "Beni dinle Paul, haklısın böyle güzel öten bir kuş ölmemeliydi, fakat unutma ki, çok daha güzel bir dünyaya gidiyor ve orada da ötmesine devam edecek. Onun için artık üzülmen yersiz."
Başka bir gün de, telefondaki cinden bir kelimenin anlamını soracaktım. Tam alıcıyı kaldırıp, Bayan Danışma'yı istemiştim ki, yavaşça odaya giren kız kardeşim, beni korkutmak için ansızın bağırdı. Birden yerimden sıçradım. Sıçramamla birlikte duvara çakılı telefon alıcısı da benimle yere düştü. Telefondan teller fırladı. Bayan Danışma'nın sesi hiç duyulmuyordu. Yarım saat sonra kapımız çalındı ve telefon tamircisi olduğunu söyleyen bir adam gelerek telefonumuzu hemen tamir etti. Bizdeki bu bozukluğu kendisine yine Bayan Danışma'nın bildirdiğini de sözlerine ekledi.
Dokuz yaşıma bastığım yıl, evimizi değiştirdik. Evle birlikte, o eski telefon alıcısını da değiştirip, daha modern bir alıcı satın aldık. Bu alıcıyı hiç sevmemiş ve Bayan Danışma'nın ancak o eski alıcıda bulunduğuna nedense inanmıştım. Yıllar geçip de delikanlılık çağına girince, bazen eski günleri düşünür ve telefondaki o bayanın saatlerce ufak bir çocukla uğraşmasını ve onun saçma isteklerini ve sorularını eksiksiz yerine getirmesini takdir ederdim.
Yıllar geçmiş, ben büyümüş ve kolej öğrenimini tamamlamıştım. Bir gün iş için uçakla seyahat ederken, küçüklüğümün geçtiği bu kasabaya yakın bir merkezde uçak değiştirmek zorunda kaldım. Alanda beklerken, kız kardeşime telefon edip konuştuk. Sonra nasıl oldu bilmem, birden aklıma çocukluk yıllarımın Bayan Danışmanı geldi. Hemen alıcıyı kaldırıp, aynı kasabanın Danışmasını istedim. Hayret, karşıma çıkan, daha doğrusu alıcının içinden gelen o tatlı ve yumuşak sesi hemen tanımıştım. Birden hiç düşünmeden: "Benim çok güzel bir kanaryam vardı. Öldü. Ne yapayım, bu acıya nasıl dayanayım?" diye sordum. Öbür taraftaki ses bir iki saniye sustuktan sonra: "Herhalde parmağın iyileşmiştir artık." dedi. Gülerek: "Demek hâlâ siz burada çalışıyorsunuz. Yıllar ardına gidecek olursak, o çocukluk yıllarımda sizin bana neler verdiğinizi, bende ne gibi anlaşılması güç duygular uyandırdığınızı bir bilseniz." dedim. "Aynı durum benim için de oldu. Siz de akıllı ve tatlı bir çocuk olmak sıfatıyla bana çok şeyler veriyordunuz. Benim kendi çocuğum olmadığı için, sizinle konuşmak, sizin o çocuksu ve saf acılarınız paylaşmak, size bazı alanlarda yardımcı olabilmek benim için sonsuz bir zevkti." "Yeniden buralara gelecek olursam sizi arayabilir miyim?" diye sordum. O ise gülerek: "Tabi, Bayan Sally'i istiyorum dersen, hemen beni bağlarlar," dedi. "Bayan Sally! Nedense bu isim bana acayip geliyordu. Bayan Danışma'nın bir ikinci ismi daha olamazdı. O, Bayan Danışma ve hep de öyle kalacaktı.
Bu olaydan üç ay sonra, yine o bölgeye işim düşmüştü. Hemen en yakın telefon kulübesine koşarak, Danışma'yı istedim ve oradan da bayan Sally ile görüşmek istediğimi söyledim. Bu seferki Bayan Danışma daha genç birine benziyordu. Biraz çekingen bir eda ile: "Siz bayan Sally'nin arkadaşı mısınız?" diye sordu. "Evet, çok yakın arkadaşı idim," deyince, üzgün bir sesle: "Maalesef, Bayan Sally beş hafta önce öldü. Uzun süreden beri hastaydı. Bir dakika, acaba isminiz Paul mu? Tamam size son bir haber bıraktı; eğer bir gün onu telefonla arayacak olursanız, size, "Başka bir dünya daha vardır ve orada da şarkı söylenebilir" dememizi istedi. Teşekkür ederek telefonu kaparken, Sally'nin ne demek istediğini çok iyi anlamıştım. Yanağımdan aşağı süzülen gözyaşlarını silerken, Bayan Danışma'nın ruhuna Tanrı'dan rahmet diledim.
PAUL VİLİARD
|
Yorum (
8
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|